Yazı Detayı
06 Eylül 2020 - Pazar 14:06
 
Karaciğere ilahiyatçı, Diş Hekimliğine Hayvan Hastanesi
NİYAZİ SELE
 
 

Eğer,

Hak haksızlıktan yüce,

sevgi nefretten üstün,

aydınlık karanlıktan güçlüyse,

Çaresi yok….

Biz Kazanacağız Usta..

Nazım Hikmet

       Hakk’a (c.c.) emanet yaşıyoruz bu ülkede.

Dünyanın herhangi bir ülkesinde bu haberi kendi dilinde okuyan ve izleyen insanlar ne düşünüyor Türkiye için?

Çok merak ediyorum bunu.

Avrupalı bilim insanları kuyruklu yıldıza uydu gönderiyor. Mars’ta yaşam var mı diye araştırmalar yapıyor.

İneklere tapan Hint bilim insanları uzay çalışmalarında bende varım diyor.

Çinli bilim insanları bile yapay ay yapıp on binlerce evin elektrik ihtiyacını tek başına karşılamaya ve ABD’li milyarder iş insanı Elon Musk’ın bedava internet için fırlattığı haberleşme uyduları ve NASA ile birlikte  fezaya astronot göndererek Uluslararası Uzay İstasyonu için yapılan çalışmalara destek verdiği günümüz dünyasında bizim uğraştığımız ve tartıştığımız şeylere bakın.

Bağımsızlığını Kurtuluş Savaşı ile kazanan, o çok övündükleri Osmanlı’nın kabul edip imzaladığı Sevr Utanç Antlaşması’nı tüm imkansızlıklara ve hainlere rağmen yırtıp atarak ve bedelini kanla ödeyen vatan evlatlarıyla savaşlarla yorulan, hastalıktan ve açlıktan kırılan bitkin Anadolu toprakları üzerinde modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve muasır medeniyete ulaşmak için inkılaplar yapan, günümüzde bile her dediği gerçekleşen ve “Beni Türk hekimlere emanet ediniz.” diyerek doktorlara ve sağlık çalışanlarına güvendiğini her fırsatta dile getiren Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve tıp dünyasının en büyük isimlerinden İbn-i Sina (Avicenna) hayatta olsaydı ve bu haberi görse kim bilir neler yapar ve söylerdi.

Gerçekten akıllara zarar veren ve dumura uğratan iki olay vukuu buldu.

Atalarımızın bir sözü var. El gider Mersin’e bunlar gider tersine.

Dünya bilimde arabayı ileri viteste kullanırken bizimkiler de tersine sürüyor arabayı.

Bir ülkede LİYAKAT olmazsa, tecrübeli insanlar işin başına getirilmezse o ülkenin ve ülkenin kurumlarına verilecek zararları zaman size gösterir.

 Bilimin ve fennin liyakat ile birlikte giderek önem kazandığı dünyada ülkeler bilimde çağ atlarken ülkemizin bilim başta olmak üzere bir çok alanda geri kalması, devlet kurumlarında liyakatin kaldırılması ve liyakatsiz kişilerin görevlere getirilmesiyle oluşacak sorunlar ve maddi ve manevi kayıplar ve yaratacağı tahribat ve yıkım kaçınılmazdır.

Gerek T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen kişilerin eğitim sistemiyle sürekli oynamaları, çocukları yarış atı gibi kullanıp deneme-yanılma aracı olarak kullanmaları sebebiyle eğitimden doğru düzgün nasip almamış öğrenciler test çözüp, tost yiyerek hazırlandıkları ve sürekli değişen üniversite sınavlarına gönderilmektedir.

Kelime dağarcığı az, kitap okumayan, araştırma yapmayan ve muhakeme yeteneğinden yoksun kişilerin hasbelkader kazandıkları üniversitelerde de durumun pek iyi olduğunu söylemek zor. Liyakatin iktidar partisi tarafından yok edildiği, torpilin, adam kayırmanın, cahilliğin ve kalitesiz eğitimle mezun olmuş (!) kişilerin ehil olmadıkları mesleklere geldiği ülkemiz maalesef tıp alanında da ileriye gitmek yerine geri gitmeye başlamıştır.

Hakk’ın insanlara uyarı niteliği taşıyan Kur’an-ı Kerim’de verdiği emirler ve uyarılarda bulunarak insanlara akıllarını kullanmaları gerektiği belirtiliyor.

İşte liyakat dediğimiz etken burada devreye giriyor.

 Neden mi liyakat?

Alanının olduğu bölümlerde okumuş, üniversite eğitimini boş geçirmemiş ve piyasada çalışarak tecrübe kazanmış ve uzmanlaşmış insanların getirilmesi gereken insanların o görevlere getirilmeyip, yerlerine akraba, eş-dost, arkadaş v.s. getirilirse o yerde adalet sadece içi boş bir kelime olur ve “Adalet mülkün temelidir.” yazısı da mahkeme duvarında yazılı bir kitap cümlesi olur.

Liyakatin ortadan kaldırıldığı, akraba ve adam kayırmanın, torpil ve diğer hukuksuzluların hüküm sürdüğü bu ülkede kurumlar, kuruluşlar ve en önemlisi de devlet mekanizması da ağır yara alarak kan kaybeder.

Özellikle 12 Eylül Cuntası tarafından 1980’de yapılan Amerikancı Darbe sonrası devlet kurumlarına ve özel sektöre sirayet eden bu Liyakatsizlik ve Torpil  Hastalığı ilk belirtilerini darbeden üç yıl sonra yapılan TBMM Genel Seçimleri’nde 45,14 oy ve 211 Milletvekili ile tek başına iktidara gelen ve Halil Turgut Özal’ın (1927-Malatya-17/04/1993-Çankaya Köşkü/Ankara) kurucusu olduğu Anavatan Partisi (ANAP) ‘nin iktidarının daha ilk yılında göstererek devlete ve kurumlarına zehrini ve virüsünü bulaştırarak düzenin bozulmasına ve işlevlerini tamamen yitirerek yıkılmasına ve tarihin tozlu sayfalarına karışmasına yol açar.

Aslına bakarsanız tarihin tekerrür ettiğini bir kez daha görüyor ve tanık oluyoruz. Liyakatin ve işin ehil olan kişilere verilmesinin önemini ve Enderun Okuluna verdiği zararlara tarihe bakarak incelemeniz gerekiyor.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren uygulanan ve çocukların yeteneklerine göre eğitime tabi tutularak devlet kadrolarına yerleştirildiği Enderun adlı okulların Sultan 2. Mahmud devrine kadar sistemli bir şekilde eğitim ve öğretime devam ederek liyakatli, tecrübeli ve işinin ehli olmuş kişilerin devlet kadrolarına alınmaları sağlandı.

18. yüzyılın sonlarına doğru devşirme sisteminin bozulmasıyla darbe yiyen Enderun Okulu, 1826’da liyakatsizlik, torpil ve adam kayırmanın giderek arttığı ve sürekli isyan ederek devlete ve halka zarar veren Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulan ve Avrupa tarzı ilk modern ordu olan Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Ordusu için gereken küçük ve büyük rütbeli subayların büyük bir kısmının Enderun mektebinden seçilerek göreve getirilmesi ile sarsıldı.

İlerleyen günlerde Şehzadelerin sancaklara çıkarılmayarak kafese kapatılıp tecrübeden ve devlet terbiyesinden yoksun bir şekilde tahta çıkarılarak yaptıkları hatalar, görevlere getirilen kişilerin liyakatsiz ve tecrübeden yoksun olmaları yüzünden Osmanlı Devleti hem toprak kaybı, hem de maddi kayıp yaşamıştır.

Liyakatin geri plana atıldığı, torpil, adam kayırma, rüşvet gibi olayların giderek arttığı bu dönemde Enderun Mektebi’ne olan güvenin sarsılması ve bu okuldan mezun olanların devlet yönetiminde etkisiz kalması sebebiyle Enderun Mektebi 2. Meşrutiyet döneminde tamamen kapatıldı.

 Bu okul kapatıldıktan sonra devlet görevlerine liyakatsiz ve ehliyetsiz kişilerin getirilmesi, torpil, adam kayırma, akraba ve yakın çevrenin devlete haksız bir şekilde yerleştirilmesi ve rüşvet gibi yüz kızartıcı suçları işleyen memur ve amirlerin hak ve hukuk tanımaz uygulama ve hareketleri yüzünden koskoca bir imparatorluk yıkıldı.

Şimdi bunların konumuz ile ne ilgisi var diyeceksiniz bana.

Aslında iki olay var.

Bu olaylardan ilki, geçtiğimiz günlerde Malatya’da bulunan T.C. İnönü Üniversitesi’nin internet sitesinde yayımlanan bir ilanda Karaciğer Ana Bilim Dalı yüksek lisans ve doktora programları için giriş koşulları açıklandı.

Buraya kadar her şey normal.

Açıklaması yapılan söz konusu ilanda hiçbir alakası olmamasına rağmen “İlahiyat Fakültesi mezunu” olma şartı kafaları karıştırdı.

Karaciğer Nakli Transplantasyon Koordinatörlüğü Yüksek Lisans Programı için İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile birlikte konu ile hiç alakası olmamasına rağmen “İlahiyat Fakültesi mezunu olma” şartının arandığı belirtildi.

Güya bunun amacı “Toplumu Bilinçlendirmek”miş.

Karaciğere bilinci artık İlahiyatçılar verir.

Düşünsenize.

Siroz hastalığına yakalanan birisi hastaneye gidiyor. Tedavisini yapacak olan ‘karaciğer uzmanı ‘ da ilahiyatçı. Hastayı tedavi etmek yerine dini konuları açarak başlar nasihat vermeye.

Yetiştirilen ‘karaciğer uzmanı’ ne anlar enzimden? Ne anlar tahlilden? Önüne koysalar tanımaz karaciğeri.

Çünkü aldığı eğitimin karaciğer ve insan sağlığı ile ilgisi yok.

Mesela ilahiyat kökenli ‘karaciğer uzmanı’nın bir karaciğer nakli ameliyatına girdiğini gözünüzün önünde bir canlandırın.

O ‘karaciğer uzmanı’ bırakın karaciğer nakli yapmayı, hastaların organlarını ters düz eder.

Çünkü bilmiyor ki karaciğerin vücut için önemini. Bilmiyor ki, karaciğerin nasıl bir şey olduğunu.

 Sadece toplumu, pardon karaciğeri bilinçlendirmek amacıyla ancak vaaz verir.

Dost meclislerinde hep dile getirdiğim bir söz vardır. Binaya değil, insana ve eğitime yatırım yapın. Yapılan binaların değeri maddiyatla değil, içinde eğitim alan kaliteli, nitelikli, tecrübeli ve bilgiyle donanmış öğrenciler ve öğretmenler ile ve verilen kaliteli eğitimle ölçülür.

Alanında uzmanlaşmış, alanıyla ilgili kaliteli eğitim almış liyakat ve ehliyet sahibi gençler dururken ve asgari ücret sarmalında ezilerek kıskaca alınmışken, ilahiyat mezunlarının insan canı için son derece önem arz eden organların başında yer alan karaciğer ana bilim dalına kabul edilmesi kabul edilemez.

Üstelik, buna bütün dünya tepki gösterir.

Üniversitelerin bulundukları vilayetlerin markası ve aydınlık yüzü olması gerekirken bu tür olaylarla gündem olması insanların o kente ve üniversiteye bakış açılarını tamamen değiştirir. Öğrenciler bu tür olaylarla gündeme gelen üniversiteleri tercih bile etmezler.

Yaşanan bu tür olumsuz eylem ve olaylar sonucunda zarar gören sadece üniversiteler değil, bütün şehirler olur.

Ülkelerin gelişmişlik seviyesi okunan gazete, dergi ve kitap sayısı ile ölçülmez. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi kaliteli ve nitelikli eğitimle, tecrübeli, liyakat sahibi ve ehil insanlarla ve getirildikleri görevlerdeki başarılarıyla ölçülür.

Üniversitelerin başarıları ise, kaliteli, liyakat sahibi ve işinin ehli ve vizyon sahibi akademisyenler ve başarılı proje ve icatlarıyla ölçülür. Siz dünya üniversitesi olma hedefiyle yola çıkıyorsanız, yola çıktığınız kişilerin liyakat sahibi, tecrübeli ve işinin ehli olmasına özen göstermek zorundasınız.

 Ailelerin binbir emekle okuttukları çocuklarının düzgün, adil ve eşit bir şekilde kaliteli eğitim almaları için gönderdikleri üniversitelerin özellikle eğitim ve kurumsal iletişim başta olmak üzere bir çok alanda kendilerine çeki düzen vermeleri beş vakit namaz gibi farzdır.

Başka bir olayda ise ülkemizin köklü eğitim kurumlarından ve 45 yıllık bir geçmişe sahip olan

 T.C. Selçuk Üniversitesi’nde Baytarlık Fakültesi (Veteriner Fakültesi) bünyesinde yapılan ve uluslararası akreditasyon verilen tam donanımlı Hayvan Hastanesi’nin yeni atanan rektör Prof. Dr. Metin AKSOY tarafından alınan kararla Diş Hekimliği Fakültesi’ne devredilme kararına tepkiler çığ gibi büyüyor.

Ülkemizin beşinci Veteriner Fakültesi olan T.C. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi YÖK’ün kayıtsız şartsız akredite ettiği ve uluslararası akreditasyon onayı verdiği sayılı eğitim kurumlarındandır.

Tarım ve hayvancılığın merkezi olan Konya’da acil durumlarda veteriner bulmanın zor olması sebebiyle alınan karar doğrultusunda yapımı tamamlanan ve bina projesi ve içeriğinin hayvanlara özel olarak tasarlandığı bu hastanenin Veteriner Fakültesi’nden alınarak Diş Hekimliği Fakültesi’ne tahsis edilme kararı akla, mantığa ve bilime aykırı ve izaha muhtaçtır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından T.C. Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü makamına tevdi edilen (atanan) Prof. Dr. Metin AKSOY’un hiç kimseye danışmadan ve kamu yararını gözetmeksizin aldığı bu vahim karar nedeniyle oluşacak en büyük zarar doğrudan T.C. Selçuk Üniversitesi ve öğrencilerine ve tarım ve hayvancılık yapan çiftçilere olacak.

Özellikle hayvan hastalıklarının hızlı ve başarılı bir şeklde tedavi edilmesini ve hayvan ameliyatlarının yapılabilmesine olanak sağlayan Hayvan Hastanesi’nin Diş Hekimliği Fakültesi’ne tahsis edilmesi halinde yeni bir hastane yapacak kadar maddi kayba yol açacağı su götürmez bir gerçek.

 Üniversitelerin bilim yuvası olarak projeler üretmesi, vizyon sahibi, liyakatli ve ehil insanlar yetiştirmesi gerekirken bu tür akıl tutulmasına sebep olan olaylarla gündeme gelmesi hem üniversiteye, hem öğrenci ve mezunlarına, hem de Konya’ya ciddi anlamda zarar veriyor. Söz konusu hastanenin adı geçen fakülteye devri kararına ne Baytarlık Fakültesi (Veteriner Fakültesi) Dekanlığı’ndan, ne rektör yardımcılarından, ne de Konya’nın ileri gelenleri ve siyasetçilerden,

T.C. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim ALTAY başta olmak üzere Konya milletvekillerinden tepki çıkmadı.

 Özellikle Veteriner Fakültesi hocalarının ve öğrencilerin konuya sert tepki gösterip sosyal medyada başlattıkları kampanyaya Türkiye Veteriner Hekimler Birliği de destek verdi.

Üniversiteler bilim üretir.

 Liyakatli, tecrübeli ve ehil insan yetiştirir. Üniversiteler tıp fakültelerine ilahiyat mezunu almaz.

Üniversiteler hayvan hastanesini Diş Hekimliği Fakültesi’ne tahsis etmek ve devretmek gibi vahim hatalar yapmaz.

 Üniversiteler tek bir kişinin karar alma makamı değildir.

Üniversiteleri rektör değil, kurullar yönetir.

Kararlar istişare edilerek alınır.

Umarım ve dilerim T.C. Selçuk Üniversitesi ve T.C. İnönü Üniversitesi rektörleri ve kurulları yaptıkları bu vahim hatadan dönerler.

Bahsettiğim bu iki olay başta olmak üzere ülkemizde yaşanan bu tür sorunların kesin çözümü eğitim sisteminin Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda yeniden düzenlenerek sisteme oturtulması, Okullarda verilen eğitimin kalitesinin iyileştirilmesi, Ders kitaplarının yeniden düzenlenerek doğru bilgi ve görsel ağırlıkta olması ve ders sayı ve saatlerinin uzatılması ile birlikte öğrencilere araştırma, sorgulama ve muhakeme etme alışkanlıklarının kazandırılması gerekiyor.

Üniversitelerin ise tamamen bağımsız bir yapıya kavuşturulması, belirli kota konulması, kaliteli, nitelikli ve bilgi ve uygulamalı ağırlıklı eğitim verilerek öğrencilerin nitelikli, liyakatli ve ehil olarak mezun olmaları sağlanmalı.

Eğer hedefiniz dünyanın sayılı yüksek eğitim kurumları arasında yer almak ve marka üniversite olarak projeler üreten ve vizyon ve misyon sahibi bir üniversite olmak istiyorsanız yapmanız gerekenler şunlar: Liyakat, Hakikat, Ehliyet, Tecrübe, Kaliteli ve Nitelikli Eğitim ve en önemlisi de teknolojiye yatırım yapılması ile iletişim kurmanın öğretilmesi. Sadece bunlar değil, güçlü bir kurumsal iletişim de olacak.

Ayrıca eğitim başta olmak üzere bir çok alanda kurumlar ve kuruluşlar iletişim kurmayı öğrenmeli ve kurumsal iletişim konusunda yetkin, etkili, liyakat sahibi ve ehil kişilerle çalışmalı.

Yazı bu sefer uzun oldu. Okuyunca hak vereceksiniz bana.

Kamu Spotu: Koronavirüs sizden güçlü değil. Maskenizi takın. Tedbirinizi Elden Bırakmayın!

Bir dahaki yazıyla buluşmak dileğiyle. Esen kalın. Sevgiler.

Kaynak :  https://www.konyakent.com/yazarlar/niyazi-sele/karacigere-ilahiyatci-dis-hekimligine-hayvan-hastanesi/13/?fbclid=IwAR0EmhRTtBvVTx3tPIPhB9FauxRhG5z7e4wJnPVYDZHtEsXKN0FoZFAwqB4

 
Etiketler: Karaciğere, ilahiyatçı,, Diş, Hekimliğine, Hayvan, Hastanesi,
Yorumlar
Haber Yazılımı